11 Ağustos 2013 Pazar

Hayatın da bir yargısı var!


Hayatın da bir yargısı var!

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
11 Ağustos 2013, 12:00
Her birinin adı insanlık tarihine “insanlık düşmanı” sıfatıyla işlenen ve insanlık durdukça bu sıfatla anılacak olan alçaklar, Ekim 1967'nin ilk haftasında “sevinç tamtamlarını” çalmaya hazırlanıyordu. Amerikan Ordusu Özel Harekât Birliği’nin görevlendirdiği CIA ajanı Felix Rodriguez, yıllar sonra avının kokusunu almıştı. Soluk soluğa iz sürüyordu. Avı, insanlığın acılardan kıvılcımla yoğurup doğurduğu öz evladı CHE idi. Yoksul halkın bağrında kıvılcımlaşmıştı. İnsanlık düşmanlarına boyun eğmeyişin simgesi olmuştu. ABD’li alçaklar ve dünyadaki köpekleri ondan kurtulmak için seferberlik halindeydi. Çalı diplerine varıncaya dek dağ taş onu arıyorlardı. Halk kanlı şafak operasyonlarının hedefiydi. Bolivya Devlet Başkanı René Barrientos, ABD köpeklerinin en azgın ve en sadıklarından biriydi. CHE’nin izini bulup yerini saptayan ajanların ulumaları, ona ulaştığında sevincinden baygınlık geçirmişti.

Kuduz köpekler sürüsü 8 Ekim’de CHE’nin gerilla kampını kuşattı. CHE ve yoldaşı Simeòn Cuba Sarabia, Qebrada del Yuro kanyonunda devriye gezerken pusuya düştüler. İnsanlığın görüp görebileceği en zalim katillerden biri olan Barrientos, “Vakit geçirmeksizin öldürülmesi” emrini verdi. İçindeki korku, Bolivya’nın dağlarından daha büyük, uçurumlardan daha derindi. CHE’yi yakalandığı yere yakın bir köyün okuluna götürdüler. Barrientos’un “Hemen öldürün!” emrini uygulamak için tetiği çekecek katil Mario Teràn kura ile belirlendi. 9 Ekim’di. Katili CHE’ye bakarken titriyordu. CHE katiline, “Beni öldürmeye geldiğini biliyorum, korkak, ne korkuyorsun, vur beni, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın!” diye bağırdı. Bu onun hayattaki son sözlerinden biri olarak rüzgâra ilişti.

ABD köpeği Devlet Başkanı Barrientos, CHE’nin cansız gövdesini bir helikopterin altındaki iniş takımlarına bağlatıp alçaktan uçurarak bölgede dolaştırılmasını istedi. Aklınca, CHE’nin uğrunda öldüğü yoksul halka gözdağı verecekti! CHE’yi Vallegrande’ye götürdüler. Bir küvete yatırdılar. Cinayeti o küvetin içinde basına sergilediler. Sadece Bolivya’nın değil, sadece Latin Amerika’nın da değil, dünyanın bütün dağlarında titreme oldu. Zulme, adaletsizliğe, vicdansızlığa karşı bir tiremeydi. Durmayacak, sönümsüz bir titremeydi. CHE’nin ölümsüzlüğünü haykıran bir titremeydi. CHE’nin öldüğü, artık dirilmeyeceği ve efsanenin bittiğine halkı inandırmak için katiller onun gövdesini parçalamayı düşündüler. CHE’nin elleri kesildi. Felix Rodriguez adlı CIA ajanı alçak, CHE’nin elsiz bileğinden kanlı saatini ve cebindeki fenerini çaldı, onlarla gazetelere poz verdi. Ellerini kesmekle, yakalarını kurtaracaklarını sandılar! CHE’nin ‘ellerini kesme hesabı’ halkın hafızasında kök tutmadı. Tam tersi, halkın inancına onun elleri zulmün yakasını hiç bırakmayacak şekilde kazındı!

Katil Barrientos, CHE’nin kurşunlanmış, parçalanmış bedeninin “yakıldığını” söylese de, onu helikopteriyle inip kalktığı askeri havaalanının beton pistine gömdürmüştü. CHE’nin cansız bedenini iniş takımlarına bağlayıp alçaktan uçarak sergiledikleri helikopter, ABD ve petrol tekellerinin sadık köpeği Barrientos’a verildi. O da karşılığında Gulf Petrol’den 3 milyar dolarlık gaz ve petrol aldı. Barrientos bu helikopterle cinayetini kutlama uçuşları yaptı ve havadan halka para ve binlerce futbol topu saçtı. 2 yıl sonra 1969 da, yine alçaktan gösteri uçuşu yaparken, helikopteri elektrik tellerine dolandı ve yere çakılıp infilak etti. Bu kez bin parça olup saçılan emperyalizmin uşağı Barrientos ve helikopteriydi! İsteyen “ilahi adalet” desin, isteyen “zalim döktüğü kanda boğuldu!” Ellerini kesmiş de olsalar, hesap soran CHE’nin bileklerindeki ölümsüz elektrikti. Yani hayat ve onun yargısı.

Katiller sürüsünce linç edilen, kurşunla katledilen gencecik halk evlatlarının Ali İsmail’in, Ethem’in, Abdullah’ın, Mehmet’in elleri sanki alçakların yakasında olmayacak mı? Hem de gece gündüz hiç bırakmadan! “Adalet” adı altında, insanların ömürlerini zindana zincirleyenlerin yakalarına günü gelince gerçek adalet, yani hayat yapışmayacak mı? Hem de tüm kara pusuların, düzmece kanıtların, tuzakların hesabını tek tek sorarak! Halkın direnişinden, diktatöre boyun eğmeyişinden intikam aldıklarını düşünenler sevinç tamtamları çalıyorlar. Hayatın yargısından kurtulacaklarını sanarak...

* * *

Montesquieu:

“Bir rejim, halkın adalete güvenmediği bir noktaya gelmişse, mahkûm olan o rejimdir!”

 Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder