5 Şubat 2014 Çarşamba

Yasak Çiğneme Zamanı


Yasak Çiğneme Zamanı

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
02 Şubat 2014, 11:16
Geldiklerinde yalana, düzmece kanıta, gizli tanığa sınırsız özgürlük tanıdılar. Şafak operasyonları hız kesmeden birbirini izledi. Zindanlar dolduruldu. ‘Özel yetkili’ savcılıklar, mahkemeler oluşturuldu. Ceza yağmur oldu, yağdı. Medyada üs kurdular, ‘yalan’ günde 24 saat at koşturdu. Kiralık kalemler; ardı ardına açılan davaların, düzmece kanıt ve tanıkları, operasyonların, tutuklamaların ‘vesayetin bitmesi ve ileri demokrasiye ulaşma yolunda ne derece önemli ve gerekli olduğunu’ yazdı da yazdı; televizyonlarda konuşlandırılan, insanlık tarihinin en zevzek ‘toplum ve siyaset uzmanları’ soluksuz konuştu da konuştu. Sistemin AK körüğü arkalarındaydı. O körüğün rüzgârıyla sınırsız yalana yelken açtılar.
 
AK körük rüzgârıyla ‘İleri Demokrasi’ yoluna çıkan yelkenli ‘Kara’ya oturdu! Şimdi yasaklar mevsimi. ‘Siyasi İslam’ın yapılanma sürecinde muhaliflere karşı sürdürülen operasyonlar  ‘sınırsız iftira’dan besleniyordu. Şimdi, ‘Siyasi İslam’ı yapılandıran ‘ortaklar’ ‘ birbirlerine operasyon düzenliyor. İktidarı elinde bulunduran kanat ‘yalan’ı yasaklarla pekiştiriyor. Tüm toplumu derinden ilgilendiren konularda gerçeği dillendirmenin, düşündüğünü yazmanın, belge açıklamanın önü ‘yasak’la kesiliyor. ‘17 Aralık Operasyonları’ ya da Suriye’ye giden TIR’lar konusunda araştırma yapmak isteyen gazetecinin önü ‘yayın yasağı’ ile kapalı. Oysa kendisi ne bağırma yasağı dinliyor, ne tehdit yasağı. Bağırma tonu son dönemde iyice yükseldi. Konuşmasında “Yürekten teşekkür ediyorum” derken sol avcunu göğsünün sağ yanına dayamasının bir önemi yok, en fazla ‘panik halinin şaşkınlığı’ ya da ‘her halde hologram tekniğinde böyle’ der geçersin ama ya tehdit, küfür, yalan? Bunları nasıl geçelim? Hadi ‘bağırma özgürlüğü’nü anladık; özgürlüğün bir türü de ‘yalan söyleme, tehdit etme özgürlüğü’ mü? Kendilerine özgürlük tanımadıkları alan yok! Çivi çakmanın bile yasadışı olduğu ‘1. Derece Sit Alanları’na ‘villa, cami, AVM, maden ocağı’ kondurmak sıradanlaştı. ‘Yardım malzemesi’ adı altında, kafa kesen canilere silah sevkiyatı; ihaleye fesat, rüşvet ha keza! Hem yasak, hem sıradan, gel de anla! Haydi anladığını yaz!
 
Adam Taksim’de sessizce durdu. ‘Direnişe sembol olan yerde durmak direnişe dahildir’ diye yasak getirdiler! Diğeri polislere sessizce baktı! ‘İçinden küfür etme ihtimali büyük’ diye copladılar. Bir başkası evinden koşar adım çıktı, ‘Başbakanı protestoya gidebilir’ diye gözaltına aldılar! Yasak kapsamında maşallah ‘yok, yok’! Bari Abdülhamid’in ‘burun, yıldız’ sözlerini yasaklaması gibi, ‘rüşvet, ihaleye fesat, kaçak yapılanma, villa, yolsuzluk, ayakkabı kutusu’ gibi sözleri de yasakların ‘kapsam alanı’na alsalar; ‘devlet büyükleri ve bacanak, enişte, dünür, oğul gibi yakınları hakkında haber yasağı getirseler; hatta ‘muhalif yazı yazabilir’ kuşkusuyla, belli kişilere yazarlığı yasaklasalar da rahatlasalar! ‘Yolsuzluğa yayın yasağı’ getirmek, halkın yolsuzluğu öğrenmemesi, ona karşı mücadele duygusu edinmemesi anlamındadır. “Yasak, ‘ülke menfaati için”miş! Ülke menfaati yolsuzluğun ortaya çıkmasında mı, örtülmesinde mi? Baş örtmenin ‘inanç gereği ve özgürlük sorunu’ olduğunu söyleyip ‘yedirirsiniz’ de, baştakilerin yolsuzluklarına örtü yenecek cinsten değildir! Kusturur! O konu açık seçik olmalı; çırılçıplak. Milimi bile ‘örtü’ kaldırmaz! Örtme çabası, yolsuzluğu gizleme çırpınışıdır.
 
Muhalif yazarın gücü belli: yazabildiği kadar! Gün yok ki, muhalif yayın ve yazarlara dava açılmamış, ceza biçilmemiş olsun. Son bir ayda iki dava da benim hakkımda açıldı.
 
Kılıçdaroğlu, bir konuşmasında, “Ülkeyi haramilerden kurtarma yolunda yasaklar bize vız gelir. Biz her türlü yasağı bu ülkenin çıkarları için çiğner geçeriz!” demişti. Ben de Ülkeyi kurtarma özlemi bütün yurtseverlerin; başta laisizm ve cumhuriyet kazanımlarının dinci yobazlıkça katledilmesi karşısında çaresiz kalmış aydınlık düşünceli insanların, sömürü ve kanlı sermayenin çarkında ezilen emekçi halkın, doğasının yağmalanışı karşısında eli kolu bağlı kalmış köylünün, adım adım kanlı bir savaşa itildiğini gören vatandaşın, Ortadoğu’da milyonlarca insanı öldürmüş, dünyayı kan gölüne çevirmiş emperyalizme öfke duyan yurtseverlerin özlemidir”diye yazmıştım. Şimdi bir cümle daha ekliyorum: ülke menfaati için; yasak çiğneme konusunda dokunulmazlığı olan vekillerin, her türlü tehdit ve cezanın hedefindeki korunaksız aydınlardan daha cesur davranmaları gerekmez mi? Evetse, hani?
------------------------------------------------------------
Emile Zola: “Ben bu hayata sonuna dek yüksek sesle yaşamak için geldim!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder