6 Nisan 2014 Pazar

Faşizmin ‘tamiri’ olmaz, yıkımı gerekir!


Faşizmin ‘tamiri’ olmaz, yıkımı gerekir!

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
06 Nisan 2014, 11:37
Lunaparktaki ‘çarpışan otolar’ gibi, o yana bu yana çarpa çarpa kendi çevresi ve ‘sınırı belli’ bir alanda dönüyorlar. Ama hayat lunapark değil! Hayat gerçeğine toslamak, neşeye değil, acıya gebedir. 30 Mart seçimlerinde hayatın gerçeğine bir kez daha toslayan sosyal demokratlardan söz ediyorum! Yıkılması gereken şeye (yani faşist diktaya) tamir mantığıyla (diyelim ki Cemaat gibi sistem güçleriyle ittifak arayışıyla) bakınca, hayatın gerçeğine toslarsın! 30 Mart sonuçları, ‘faşist sistemin tamiri olmaz, yıkmak gerekir’ diyen devrimcileri doğrulamıştır. Hem ‘faşist dikta’ diyeceksin hem de onun hileci yönetimi altında (ve sistem güçleriyle ittifak içinde) sandığa umut bağlayacaksın! CHP’nin hali, toslama halidir.

AKP faşizmine ‘seçim zaferi’ sağlayan, sadece binlerce camide verilen hutbeler ve inanç sömürüsünün oltasına takılan ‘cahiller’ mi? Düş kurup masal anlatan, anlattığı masalın ‘büyüsüne’ takılan sosyal demokratların hiç mi katkısı yok? Sorunu ‘sistemin çizdiği sınırlar’ içinde ‘sandığa’ endeksleyen CHP suçsuz mu? “Elimiz CHP’ye bağlı” esaretine tiryaki seçim mahzunu ‘solcular’ çok mu masum? “CHP küskünü” diye nitelenen ‘koltuk sevdalıları’ çok mu pürü pak? “Çözüm süreci”ni AKP ve sistemin kurumlarına endeksleyenlerin ve ‘liberal gaz’ın bu sonuçta hiç mi katkısı yok? Antifaşist sol cepheyi gereğince önemsemeyen sol siyasetlerin faşizmin ‘seçim zaferi’nde payı yok mu?

Kılıçdaroğlu, “Biz her türlü yasağı bu ülkenin çıkarları için çiğner geçeriz” dediğinde, “Öyleyse %10 baraj yasasını çiğneyin” diye yazmıştım. “Solcuların eli CHP’ye bağlı” anlayışından vazgeçilmesini; sol güçlere belli belediyeler ve meclise girme olanağı verilmesini, seçim ittifakı için sol güçlerle görüşme yapılmasını önermiştim. Yüzlerini sola değil, sağa döndüler. “% 7- 13 arası oy potansiyeli var” hesabıyla Cemaat’le ittifak aradılar. Solun önünü kestiler. Söz gelimi Defne’de. Aylardır yoğun çalışma yapan TKP kazanmış olsaydı, ışık saçılacaktı; yüzlerce sanatçı, bilim adamı, eğitimci, doktor, mimar Defne’ye gönüllü nefer olacaktı; aydınlar toplu imzayla bunu duyurmuştu; ama merak ediyorum CHP beş yıl Defne’de ne yapacak? Hiç! Ha keza Hopa! 16 oy farkla belediyeyi AKP ‘kaptı’! CHP’nin sola kapanıp dinci ittifaka açılmasına ise en duyarlı tepkiyi Dersim verdi. CHP’nin az sayıdaki devrimci vekillerinden Hüseyin Aygün’ün “Fikrimi bile sormadılar” vurgusuyla yaptığı açıklama çok anlamlıdır ve çok acı!

Kılıçdaroğlu, meydanlarda döne döne sürdürdüğü “Temiz, iyi yürekli, AKP’ye oy veren yurttaşlara” diye başlayan “seslenişlerinde” endazeyi kaçırdı! ‘Taktik icabı’ da olsa, işi seçim aracından ‘bozkurt işareti’ yapmaya dek vardırdı! İyi ki Milli Eğitim Bakanı değil! Ya peki, “Bu millet Menderes’e hırsız demedi!” sözünü nasıl açıklamalı? Menderes’in ABD emperyalizmi ve NATO’nun, Cezayir’den Kore’ye dek çarkçısı olduğunu, ülkenin en değerli evlatlarını zindanlarda çürüttüğünü, yağmaların, katliamların unutulduğunu mu sandı? Katillik, katliamcılık hırsızlığı içermiyor mu? Kapitalizm, emperyalizme kulluk başlı başına hırsızlık değil mi? Kılıçdaroğlu iyi ki İçişleri Bakanı da değil! Anketlere göre, toplumda % 68 AKP’ye ‘hırsız’ diyor, %38 inanmıyormuş! Peki bu %38 “temiz iyi yürekli yurttaşlar” mı, yoksa dinci faşizmin dayanağı çıkarcılar, işbirlikçiler, dalkavuklar ve ahmaklardan oluşan ahali mi? “İyi niyetli kanmış yurttaşlar”sa, söz gelimi Hitler için saf tutan Naziler ya da insan kanı içen şeriatçı El Nusra güruhu niye “iyi niyetli ama kandırılmış” yurtaşlar olmasın?

Kılıçdaroğlu, iyi ki Dışişleri Bakanı da değil! Düşünün ki, emperyalistlerin Suriye’ye saldırdığı, insanlık dışı katliamlar düzenlediği, dezenformasyonla zihinlerin bulandırıldığı, AKP’nin savaş taşeronluğuna soyunduğu bir dönemde; Suriye Parlamentosu’nda vekilleri ve on binlerce üyesi olan Komünist Parti ve tüm halk güçleri güç birliği içinde yurtlarını emperyalist kuşatma ve şeriatçı saldırıya karşı ölümüne savunurken Kılıçdaroğlu RTE’ye: “Senin adın Recep Esad” dedi! Suriye emperyalist ablukaya boyun eğmedi, şeriata geçit vermedi; şeriatçıların kimyasal katliamlar dahil, insanlık dışı vahşeti deşifre oldu; Davutoğlu bile tırsmışken, bu kez Kılıçdaroğlu seçim meydanında “RTE Esad devleti kurmak istiyor!” benzetmesi yaptı. El insaf! Eğer ‘istihbarat devleti’ demek için bu benzetmeyi yaptıysa, neden CIA ya da MOSSAD’la falan koşutlamadı? Kısacası: Kılıçdaroğlu’nun en önemli erdemi onuru ve namusudur; bu erdeme siyasette en uygun makam Maliye Bakanlığıdır? Ama sorun sadece ‘maliye’ değil, faşizm! Dinci faşist diktayla kavga sürecindeyiz. O da, sandığa endeksli ‘sistem içi’ çalışmalarda değil, emekçi halk ve yurtseverlerin anti emperyalist, antifaşist, anti ırkçı sol cephede yoğunlaşmasını gerektirir. 30 Mart seçim sonuçları yurtseverleri, devrimci sol güçleri bir kez daha ve acilen bu göreve çağırdı.

***

Noam Chomsky: “Alışılmış zihinsel düzenler değiştiğinde devrim patlak verir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder