23 Ocak 2015 Cuma

Sol Dergi Yazi


Hayat düşmanlığı
“Türbanın Zulası” başlıklı yazımda “7-8 yaşında çocuğa türban savunmak ile çocuk pornosunu savunmak arasında fark yoktur. Sunumu dinsel de olsa, öz olarak türban ‘dinsel’ değil ‘cinsel’ bir motiftir! Dinselliği cinselliğin örtüsüdür. Tahrik edici buldukları saçın, tıpkı tahrik edici buldukları diğer uzuvlar gibi ‘mahrem’ sayılıp örtülmesi düşüncesine dayalıdır. Çocuğa türban, çocuğu cinsel obje görmektir ki, çocuk pornosuyla ilintilidir ve ciddi bir hastalık  türüdür. Dahası: insanlık suçudur!... İnsanlığı tehdit eden hastalığın tedavisi ve insanlığa karşı işlenen suçun cezalandırılması gerekir” diye yazmıştım. Dr. Nur Canoğlu, bana yazdığı iletide sorunun bir başka boyutuna dikkat çekiyor: “Ben üniversite medikosunda doktor olarak çalışıyorum. Hızla artan türbanlılar bana geldiğinde bir tahlil yapılması gerekirse vitamin D oranlarına da bakıyorum. Hepsinde korkunç düşük! ‘Kendinizi bu kadar kapatınca güneş göremiyorsunuz, kalsiyum emilemiyor, kemikleriniz kolayca kırılacak, kısalacaksınız’ diye anlatıyorum. ‘Bunu ilaçla telafi etmeye çalışacağız ama nereye kadar? Daha bu yaşta bir sürü ilaç mı kullanacağız? Güneş görsün vücudunuz’ diye uyarıyorum. Bu çocuklar büyük olasılıkla 13 yaşında kapandılar. Ya onlardan çok daha önce kapananların hali ne olacak? Yani çocukların hem beden, hem ruh sağlığı bozuluyor... Çok üzücü... Bu konunun birçok yönü var, ben de bu yanına dokundum...”
Bu sevgili doktorun, “çocuklara türban” konusundaki mesleki ve insani çığlığı karşısında içim dişleniyormuş gibi sızladı. İnanç motifi diye topluma, hele ki çocuklara dayatılan “örtünme”nin savunulacak hiçbir yanı olamaz. Çocuğa düşmanlık içeren bir anlayışı ‘inanç özgürlüğü’ diye kutsamak veya savunmak değil, hayat adına toplumdan dışlamak gerekir. Tıpkı bu duyarlı doktorumuz gibi, çocuk  psikologları, eğitimciler, hukukçular, toplum bilimciler ve tüm hayat ve çocuk dostu insanların  kendi uzmanlık alanlarından ‘çocuğa türban’ın ne menem bir şey olduğunu topluma açıklaması, toplumu ve ebeveynleri geleceğimiz adına uyarması gerekir. Çocuklar geleceğimizdir. Geleceğin kaderi dinci yobazın fetvasına bırakılamaz!
Sorunun bu yönleri “demokrat aydın” sıfatlı  eblehlerin hiç umurunda değil! “Örtünmek isteyen hanımların hakları” diye yıllarca öttüler! Türban anaokullarına dayandı! Bunlar hâlâ sorumsuzca ötmeyi sürdürüyorlar. Nuray Mert, “Ebeveynlerin çocuklarını istedikleri gibi yetiştirme hakları var, çocuğu türbana teşvik bu hak ve özgürlük alanı içinde değerlendirilmeli” diyebiliyor! Acaba, IŞİD’in ‘ebeveynler’ için yayınladığı “Cihatçı çocuk yetiştirme rehberi” de bu hanımefendiye  göre “hak ve özgürlük kapsamı” içinde mi? “Türbanın zulası” nda bu anlayışa ilişkin şöyle demiştim: “Peki ‘ebeveyn’ sapık, cani, sadist ruhluysa ne olacak? Çocuklar (ve doğadaki korunmasız canlılar) ‘ebeveynler ve sahipler’den önce  insanlığın koruması ve güvencesi altındadır. İnsanlık değerleriyle çelişme temelinde bir ‘özgürlük’ mümkün değildir! Bir arzuya ‘özgürlük’ sıfatı takmak, o arzunun özgürlük anlamı taşımasına yetmez! Çocuk pornosu insanlık düşmanlığıdır!” Doktor okurumun saptamasıyla buna bir de “hayat düşmanlığı”nı ekliyorum. Hangi gerekçeyle olursa olsun ‘çocuğa türban’ hayat düşmanlığıdır! Çocuğu ‘türbana sarmak’, geleceğimizi ‘yalana sarmak’la eşanlamlıdır. Bunu, hayatı  ‘yılana sarmak’ diye de yorumlayabilirsiniz. Çocuklara karşı işlenen suçun karşısında susan herkes ‘hayata düşmanlığın’ ortağıdır!
***
Doğadaki tüm canlıların üreme, soyunu sürdürme, hayatta kalma isteği; yavrusunu  besleme, büyütme ve canı pahasına tehlikeden koruma özelliği, canlının ‘temel içgüdüsü”  olsa da, canlılar âleminde sadece insanda görülen dinci cehalet açısından bir anlam taşımaz! Dincinin hayat kavramı tapındığı inançla sınırlıdır! Bu nedenle: Yavrusunu “ulaşılabilecek en yüksek mertebe cihat yaparken şehitlik” diye ‘cihatçı’ yetiştiren, ‘kara çarşafa’ sarıp güneşten yoksun bırakan; kendi soyuna karşı yalana, yağmaya alıştıran; kurşunlatan, kırbaçlatan; ‘ahret’ diye tanımladığı ‘yokluğa’ kurban kılan; kızıl saçlı doğan kızı “içinde şeytan var” diye kazanda kaynatan, köle pazarlarında satan insan kılıklı dinci yobazın “analık en kutsal kariyerdir” sözünde, cehaletle vahşet kol kola gezer! Öksüz oğlağı emziren kangalın, öksüz kızıl panda yavrularını yavrusu edinmiş finonun iyi ki ruhsal sağlığında dinci cehaletin ‘kariyer’ izi değil, hayatın anlamı gizli! 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder