6 Ekim 2013 Pazar

Kendi kendini sansür, onura kelepçedir


Kendi kendini sansür, onura kelepçedir

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
02 Ekim 2013, 11:59
Adamın sahtekârlık yapması suç değil, senin ona sahtekâr demen suç kapsamına giriyormuş! Girsin. Sen onun sahtekâr olduğunu kanıtıyla gördüysen ‘sahtekâr’ diye gerçek adıyla çağır, sözü bin dereden dolandırma. Suçmuş, olsun! Git, sahtekârın sahtekâr olduğunu kanıtlamaya çalış. Onun sahtekârlığını aklayıp, senin haklılığına kelepçe vurabilirler. Vursunlar, dertlenme! Sonuçta; kelepçe bileklerinde, onurunda  değil. Asıl olan, onurun özgürlüğüdür. İlkin onu koru, onurunu.

Ekranda tartışanlara bakıyorum, dinci faşizmin kürekçisi ötüyor da ötüyor. Ahlâksızlıkta, seviyesizlikte, alçaklıkta sınırsız. Diğeri, sözde onun karşıtı, ama sözü dolaştırıyor da dolaştırıyor. Ahlâksıza ‘ahlâksız’, alçaklık yapana ‘alçak’ demiyor. “Yaptığınız etik değil, yıkıcı olmak yarar sağlamaz, yapıcı olmakta yarar var” türü eveleyip geveliyor, ıkınıp sıkınıyor. Öbürünün dili tazı gibi, bunun dili kötürüm!

Adam, kendine muhalif gördüğü herkese, ağzına gelen her küfürü ediyor. İftiranın, yalanın bini bir para. Yani küfürbaz, tehditkâr, iftiracı. Diğeri, küfürbaza ‘küfürbaz’ demeyecek kadar ürkek. Sözü, “Sinirine hakim değil, psikolojisi bozuk, kendini tutamıyor” türü, kıyısından berisinden dolaştırıyor. Küfür edene sen de küfür et, demiyorum ama küfürbazı da gerçek adıyla ve doğru tanımla. Biri yalanı misline katlarken, diğeri “Sanırım danışmanlarınız sizi yanlış bilgilendiriyor” diye mızırdanıyor. AK Hacılar yalanı, iftirayı, tehdidi türettiler de türettiler. Doğrudan yalan, dolaylı yalan, katmerli yalan, püsküllü yalan... Konu yok ki; yalana, iftiraya, tehdide sarıp sunmamış olsunlar! O yapıda etkin olan bu yöntem. Peki, ona karşı olanın edilgenliğine ne demeli? Evine girmiş eli palalı hırsızı “Evime habersiz ve izinsiz girdiniz, bu yasal değil” diye ‘uyarmaya’ benziyor. Başbakan, bakanları, danışmanları ve yağcılarının ağızlarında iftira, küfür, tehdit eksik değil. En sevdikleri terslemelerden biri de “Hadi oradan!” demek. Böyle dediler mi, yalanın üstü örtüldü sanıyorlar. O örtüyü kaldırıp oyunu bozmak istiyorsan, terslenmeyi kabullenmeyip, kokmadan, sen de ona “Hadi oradan!” çekeceksin. Saldırıyı göğüslemenin ilk adımı budur!

Konuşmaya başladığı an, kanallar yayınlarını kesip ona bağlanıyor. Her cümlesi gerçeğin üstüne kara örtü. “Biz hiçbir zaman makam peşinde koşmadık, önemli olan hizmet” diyor. Patronun ‘Servet önemli değil, önemli olan insanlıktır’ diye sallaması gibi. Haydi oradan! “76 milyon tek yürek olarak, kardeş olarak geleceğe yürüyeceğiz” diyor. Haydi oradan! Benim senin gibi kardeşim yok! Ülkemim geleceği, seninle mücadeleden geçiyor. “Pakistan’daki kilise saldırısını, Kenya’daki saldırıyı şiddetle kınıyoruz. İslâm’la terör yan yana getirilemez. İslâm adına yapıyorlarmış, haydi oradan” diyor. Asıl sana haydi oradan! El Kaide’ye El Nusra’ya silahlar havadan mı indi? İslâm adına savaştığını söyleyen şeriatçı canilere ‘Suriye’nin Dostları’ diye Merihliler mi ev sahipliği yaptı? “Türkiye’yle gönül bağımız var” diyor. Kestiği kurbanla kurbancının ‘gönül bağı’na benzer bir bağ olmalı! Gel de ‘Haydi oradan’ deme!

“Boynuz kulağı geçer” misali, bakanları onu geçti! Tehdit, yalan ve iftirada yarış halindeler. Hacı Bağış Efendi, BJK Başkanı’nı “Ben sosyalistim diyen bir teknik direktörün bu takımda ne işi var? Onun bu yöndeki açıklamaları sosyalizmi özendiriyor. Biliç’in yaptıkları Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer” diye ‘fırçalamış’!.. Acaba gazete haberi doğru mu diye tartmaya gerek yok, çünkü bu tür tavırlar bu şahsın karakterine uygun. Söylenmesi gereken tek söz, ona da “Haydi oradan” demektir.

Evet; küfürle, tehditle, sahtekârlıkla, yalanla, soygunla mücadelenin ilk adımı: mücadele ettiğin şeyin adını doğru koymak ve açık adıyla çağırmaktır. Dile kelepçe vurmadan. Dile vurulan kelepçe, onura vurulmuş demektir.  

***

Dörtlük
Sen özgürlüğü tutuklamaya kendinden başlayan insan
Korkak ve yılgın değil şu alemde hiçbir şey senin kadar
Ne ağaç bıçkıcıya kendini öyle kolayca sunmakta
Ne de düşmanına yem olmayı bekleyen başka canlı var

29 Eylül 2013 Pazar

Yobazlığın ‘Ahmet Hakan’cası!


Yobazlığın ‘Ahmet Hakan’cası!

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
29 Eylül 2013, 12:15
Sosyalistlere ‘din’ destekli saldırı; sisteme göz kırpmanın, güvence sağlamanın en klasik yollarından biridir. “Allahsız komünistler Moskova’ya” eski hikâyedir. Hikâye eskimiş de olsa, o kuluçka civcivleri, horozluk döneminde de, demek ki aynı tonda ötüyor!

Konumuza gelince: Ahmet Hakan, “Yobaz böyle buyurdu” manşetli haberi nedeniyle ‘Sol’un ‘din düşmanlığı’ yaptığını yazdı! Şahsen ben ‘din düşmanlığı’ dediği şeyin ne anlama geldiğini bilmiyorum. Onun için, ihtimale dayalı düşünüyorum. Acaba ateistleri mi kasdediyor? Yoksa “Bir insanın ahlâki davranışları için dini dayatmalara gerek yoktur” diyen Einstein’ı mı kasdediyor? Dinsel inancı olmayan çok büyük alimler, aydınlar var. Sözgelimi: “Din ve mantık kadar birbiriyle çelişen başka iki şey yoktur!” diyen Voltaire, “Toplum için tehlikeli olan inançsızlık değil, inançtır” diyen B. Shaw gibi bilgeleri mi kastediyor. ‘Din düşmanı’ denen kişinin yaptığı, ne tür kötülüktür? ‘Din düşmanlığı’ dediği şeyin karşıtı ne? Dinsever, dinbaz, dinci; hangisi? Ahmet Hakan, ‘din düşmanlığı’ dediği şeyin topluma verdiği herhangi bir zarara tanık mı? Kenya’da alışveriş merkezinde katliamı onlar mı düzenlemiş? Onlar mı insan kanı içip, insan ciğeri yiyor? Sivas’ta insanları onlar mı yakmış! Hrant’ı katleden, zindanları aydınlarla dolduran, Picasso’nun tablosundan Musa heykeline dek kültürü buzlayanlar bu ‘din düşmanları’ mı? Kiliseleri yağmalayan, papazların kafasını kesen, kadınları taşlayarak öldüren, hep bu ‘din düşmanları’ mı? Mustafa Kemal de dahil, yobazların ‘din düşmanı’ saldırısına hedef olan değerleri Nâzım, Aziz Nesin diye saysak sonu gelmez. Onlara saldıran yobazın insanlık düşmanlığını saysak, onun da sonu gelmez!

Bırak sola akıl vermeyi de, namuslu aydın ol! Aydın olmanın tüm kıstaslarına da değil, birkaç temel kıstasına uy yeter! İlkin: Yobazlığın insanlığa düşmanlık olduğu bilinciyle, dinci yobaza ‘yobaz’ de! Yobazla hesaplaşmak, aydın olmanın en temel kıstasıdır. Sonra: Kendini savunma özgürlüğü olmayana saldırma! Ateisti geçtim, farklı inançtakinin dileğince yaşama, inancını savunma özgürlüğü var mı? Hayyam’dan 4 dizenin cezası: mahkûmiyet! Bugünkü AK Hacılar iktidarı ‘yobaz’ değil de, ne? “Şeriatta birleşelim” diyen yobaz değil mi? Bunların yobaz olduğunu sadece sosyalistler değil, Yaşar Nuri Öztürk, İhsan Özkes gibi din bilgesi aydınlar da söylüyor. Onlar da mı ‘din düşmanı’? Sırtını dine, hele ki iktidardakinin mezhebine yaslayıp küfretmek kolaydır. ‘Dine dayanıp, sosyaliste küfür savurmak’ hem kolaydır, hem de bu sayede sırtın sıvazlanır. Ama, kilisesi yağmalanan, papazı katledilen Süryani’nin, katliam hedefi Alevi’nin, horlanan Yezidinin haklarını ‘din düşmanı’ dediğin insanlar savunuyor! Kime karşı, yanıtını sen ver! Aşağı tükürsem El Nusra sakalı, yukarı tükürsem badem bıyık, o yana bakıyorum Gezi Parkı’na ‘kışla – cami’ düşü, bu yana bakıyorum Camlıca Tepesi’ne ‘avm – cami’ projesi! TV’de meme, müzede nû tablo buzlu. Kuran kurssuz sokak, ‘İmam Hatip’siz mahalle kalmadı! Milyonlarca Alevinin yaşadığı, Süryani, Ortadoks, Hristiyan, Musevi halkı olan bir toplumda, Başbakan kendi mezhebine odaklı ‘din propagandası’ yapıyor. Sen de bunu utanmadan savunuyorsun! Bilime vurgu yapan öğretmene ceza, Darwin okutan profesör zindanda! Yalana alet olmayan imam sürgün! Evet, ben bu yobazlığa düşmanım! Hem de katışıksız!

Seni anlamıyor değilim Ahmet Hakan. Çalıştığın kurumların sistemle ilişkisi ve habercilik seceresi belli. Niye çalışıyorsun, demiyorum. Çalış, çalışabildiğin sürece, ama ‘aydın namusuyla’ çalış. Dinci faşist sistemin devrimcilere dönük kâbusuyla değil! O kurumların tiraj seviyesi yüksek de olsa, haysiyet seviyesini her halde kendin de biliyorsun. Orada aydın onuruyla direnmenin bir anlamı var, ama böyle ikili oynamanın değil. Sosyalistler yobaza ‘yobaz’ dedi diye ‘din düşmanlığı’ silahına sarılmak, ‘Allahsız komünistler’ zarına oynamaktır. ‘Arada bir sistemi yağlama’ya gereksinimi olanlar, sola karşı sık sık bu silaha başvurur ama en kirli, en el yakanı da budur. Din silahıyla saldırı, Laisizm karşıtı dincilikle örtüşür. Laisizm düşmanlığı, insanlık düşmanlığıdır. İktidarda olandan farklı inanç taşıyanın vay haline! Çevir kafanı, yobazlığın vardığı yere; dinci faşizme bak! Katliamların ve bilim, sanat her alanda insanlık düşmanlığının sonu gelmiyor. Asıl düşmanlık budur. ‘Sol Gazetesi’ne, kendinden çok emin tonda ‘din düşmanı’ dediğin yazının son cümlesindeki gibi: “Gerisi teferruat!”

---------------------------
Bertrand Russell: “Günümüz dünyasında temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise sürekli şüphe içinde olmalarıdır!”

27 Eylül 2013 Cuma

Derin’ Devlete ‘Derin’ Hizmet!


Derin’ Devlete ‘Derin’ Hizmet!

Nihat Behram

nihat.behram@yurtgazetesi.com.tr
22 Eylül 2013, 11:43
Şahsen ben bu ‘derin devlet’i anlayabilmiş değilim! Kime sorsam farklı tanımlıyor. Herkesin farklı bir ‘derin devlet’ tanımı var! AKP’nin, CHP’nin, BDP’nin, liberallerin, solun... “Ergenekon’da derin devlet yargılandı” diyen de var, “Ergenekon’u derin devlet yargıladı” diyen de! Ergenekon’dan derin devlet çıktı mı, çıkmadı mı? Buna da herkesin yanıtı farklı. Çıktıysa kim, eğer çıkmadıysa kim gizledi; hükümet mi, mahkeme mi, sanıklar mı? “AKP derin devletle mücadele ediyor” diyen de var, “Derin devletle baş edemedi” diyen de, “AKP’nin kendisi derin devlet oldu” diyen de!.. Peki, bizim Merdan Yanardağ’ı nasıl açıklamalı? 12 Eylül’de işkence gördü; 4,5 yıl yattı, çıkınca Özgür Gündem’de yazıişleri müdürlüğü yaptı, ÖDP’de kurucu üyeydi, nice seçkin yapıta imza attı, Yurt’u kurdu, şimdi Ergenekon’dan 10 sene yedi. Zindanda. Ya Kenan Evren? Darbeci Paşa, ‘derin’ koruma altında, paşalar gibi uzatmaları yaşıyor!

Devlette bir derinlik olduğu da kesin, bir ‘derin devlet’ olduğu da. Yüksekten bakanın başı döner. Bunu anlıyorum. Ama derindeki kim? Vali Mutlu, Bakan Güler bilir mi acaba? ‘Hrant Cinayeti’nin terfi eden şüpheli polis şefleri, işkencecilikten valiliğe yükselen Sedat Selim Ay bilir mi? ABD’nin AKP ile ilişkisinin ‘yüksek düzeyde’ olduğu söyleniyor, acaba ‘derin devlet’le ilişkisi ne düzeyde? AKP neyin nesi? ‘Derin devlet’in fesi mi, sesi mi, hasmı mı, mağduru mu, ası mı, hası mı? Ülkede bu kadar savcı var, ‘derin devlet’le ilgilisi, bilgilisi hiç yok mu? ‘Derin devlet’ten yakınanlar, içi ‘derin’ bilgilerle dolu belgeleri “derin devlet’in yargılandığı mahkemelere” bavullarla taşıdılar. Nereden, nasıl geldi? Kıyıdan mı derinden mi? Soros, ABD derin devletiyle içli dışlı olduğu kadar ‘bizim’ yandaş liberallerle de içli dışlı olduğunu saklamıyor. ‘Bizimkilerin’ bir bölümü de saklamıyor! Peki, bu ilişkilerin ‘derinlik derecesi’ ne? AKP devlet katında derinleşmişse, dalgıç ekibinde Sorosçu liberaller de var mı? RTE’nin önünde diz hizasınca eğilen ve evinde iftar veren Genelkurmay Başkanı Özel’in ‘derin devlet’ hakkında düşüncesi ne? Devletin en derin bilgi ve belgeleri nerede saklanır? ‘Kozmik Oda’da mı? Peki, anahtarı kimde, ‘Hacılar’da mı? Eğer öyle ise, saklısı kalmış mıdır? ABD’ye müttefik ülkelerle derin ilişkisi olan CIA’nın bu konudaki bilgisi nedir? TRT, valilikler, Emniyet, Milli İstihbarat diye resmi kurumları saysak, AKP ve ‘cemaat’ın etkili ve yetkili olmadığı kurum kaldı mı? Devlet adına ve imkânlarıyla El Nusra’yı ÖSO’yu donatıp, on binlerce silahlı şeriatçı milis oluşturanlar kimler? Balbay, Yalçın Küçük, Hilmioğlu, Tuncay Özkan mı? Sordukça, kafam iyice karışıyor! Sözgelimi Sırrı Süreyya, bir dönem Tuncay Özkan’ın televizyonunda çalıştı. Film yapmasında Tuncay’ın desteği az değil. Yanlış anımsamıyorsam, ünlü filminin jeneriğinde Tuncay’a teşekkür vardı. Bu teşekkür, ‘derin devlet’ katkısına mı? Peki, Tuncay zindana düşünce, acaba ziyaretine hiç gitti mi? Şu siyaset dedikleri şey vicdandan, insaniyetten daha mı derin?

‘Derin devlet destekli darbecilik’ten tutuklamaların sonu gelmiyor! Baskıları destekleyenleri geçtim, ya sessiz duranlar? ‘Derin devlet’le ilgili ne düşünüyorlar? “Artık derin devlet yok” diyen de var! Nereye gitti? ‘İslam bayrağı altında toplamak’ düşüncesini savunanların ‘derin devlet’le ilişkisi ne? Arınç’la, RTE ile, Çelik’le sarmaş dolaş ‘ileri demokrasi, açılım, süreç’ pozları veren akiller, sanatçılar, aydınlar ‘derin devlet’in neresinde? Hizmet cephesinde mi, mücadele cephesinde mi? Bilim, hukuk, kültür, eğitim kurumları ezilirken, “Darbecilikle, derin devletle, vesayetle mücadele ediyor” diye RTE’ye umut erketeliği yapan ‘derin devlet dalgıçları’nın şu an devlet konusundaki ‘derin’ düşünceleri neler? Yoksa ‘derin devlet’in kıyı muhafızlığına mı terfi ettiler? ‘Derin devlet’ten başka, her halde bir de ‘en derin devlet’ var! Çünkü, derinlik kadar ‘en’ konusunda da AKP ile gelmiş geçmiş hiçbir yönetim yarışamaz! En uzun süreli, en kalabalık zindanlar bunların döneminde; kültür, bilim, sanatta en büyük tahribatı bunlar yaptı; Libya’dan Roboski’ye, Hrant’tan Gezi Eylemcileri’ne, tek tek ya da toplu, en kanlı savaş ilişkileri, katliamlar ve linç bunların döneminde; ABD’ye en bağlı olan bunlar; yalanda, şiddette, halka karşı polis teröründe zaten bunlarla kimse yarışamaz!.. Hâlâ ‘en derin devlet’ bunlar değilse... yani!

‘Derin’i ya da ‘sığ’ı, bu memlekette devlet konusunda net konuşan, neye neden karşı olduğunu, neyle nasıl mücadele edileceğini açık söyleyenler sadece sosyalistler, gerisi alavere dalavere!

* * * 

Kuzey Amerika Yerli Atasözü:
“Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanların boyunu geçiyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir!”